• Kristal

Sanatçı şifacılar, Sanatçı mistikler, Mistik mucitler ve Mistik bilim insanları

Güncelleme tarihi: 22 Mar


(Amacım bu insanlara kendini hatırlatmak ve kendi değerlerini bilmelerini sağlamak çünkü onlar kendi değerlerini bilirse dünya güzelleşecek, hayat yenilenecek ve açacak).


Sanatşifacılar, sanatçımistikler, mistik mucitler ve mistik bilim insanları


Taç çakraları çok aktiftir. Onlar sessizlik ve dinginlik halinde, alfa, teta beyin dalgarına ulaşarak taç çakralarından yüksek boyutlardan bolca ilham alırlar, bilgi alırlar, orada yaratım yaparlar. Ve onları dünyada farklı sanatsal veya bilimsel yollarla ifade ederler, hayata geçirirler ve iletirler.

Onlar kalabalıkta olmayı, çok sosyalleşmeyi hatta bazen gün içinde iki kişiyle bile görüşmeyi istemezler ve seçmezler çünkü çok çalışan taç çakralarından ve bu beyin dalgalarından dolayı kendini diğerininden ayrı hissedemeyip sürekli 'bir' olarak algıladığında fark etmeden onlara ait bilgileri, enerjileri de algılarlar. Bu onlara ağırlık ve yük olur ve kendi alanlarını daraltır. Bundan dolayı onlar bol bol aura, çakra temizliği ve dengelemesi yapmak durumunda kalırlar çünkü "alıcı" olmaya açıktırlar. Algıları kapatmak veya gelenleri temizlemek mümkün olsa da, bunun için ekstra enerji ve zaman gerektiği için bunu tercih etmezler. Onlar zaten sürekli alanını, aurasını, çakralarını ve ortamlarını temiz tutar ve onları temizleyip dengeleyen doğada bulunmayı tercih ederler. Yalnızlık, meditayon, yoga, dans, doğa onları temiz ilham almaya açar. Bu şekilde aldıkları ilhamları hayata geçirerek hayata ve çevrelerine asıl katkılarını sunarlar.


Sanatçışifacılar, sanatçımistikler, mistik mucitler, mistik bilim insanları ve yaşam sanatçıları, toplumda çoğunlukla "farklı" algılanırlar. Sıradaşı hareketleri kimseye bir anlam ifade etmese de onlar içsel olarak bilirler ne olmakta olduğunu ve ne yaptıklarını. (Psikolojisi bozuk veya dikkat çekmek için uğraşan bir insanın farklı hareketleri ile karıştırılmasın, onlar aksine yüksek bir bilinçte ve haldelerdir). Bazıları değişik ses, söz, hareket veya dansla, bazıları yüksek bir enerjiyi kendilerine has bir duruş ve bakışla yüksek boyunlarından dünyaya indirir, kimi alanda temizlik yapıyordur kimi şifa yapıyordur kimi yeni kodlar indiriyordur o sırada.

Ama bu insanlar bu hareketlerini ailelerinden bile saklamış veya saklıyor olabilirler çünkü kimi yargılanmaktan, kimi anlaşılmamaktan, kimi garip karşılanmaktan, kimi de açıklama yapmak istemediğinden saklarlar. Sadece uygun, kabul ve sevgi ortamlarında oldukları gibi olurlar. Bazıları kendilerini bile kabul edemez ve utanır. Kendilerini kamufle etmeyi, günlük hayattaki insanlar gibi davranıp, sohbet etmeyi öğrenmişlerdir ama bundan çok sıkılırlar ve hemen yalnız kalıp oldukları gibi olmak isterler. İlginç, soyut dünyalara veya farklı algılara girmek onların asıl olayıdır ve hayata hizmetidir. Bu yüzden susamak gibidir onlar için sessizliğe ve yalnızlığa olan ihtiyaç ve arzuları. Sessizlikte, temizlenir, yeniler, beslenir güçlenirler. (Bu sessizlik ve dinginlik hali de depresyondaki bir insanın içe kapanıklığı ve sessizliği ile karıştılmasın. Depresyonda bu yüksek akışlar olmaz. Açık, ferah, ve huzurlu bir dinginliktir bu ve o genel topluma göre "değişik" görünen haller ve hareketler o güzel halin otantik, kendine has bir şekilde dışa yansımasıdır.


Sanatşifacılar, sanatçı mistikler, enerjiyi kolay kolay diğer insanlardan almazlar. Diğer insanların ilgisinden ya da diğer insanları manipule ederek veya onlardan değişik yollarla çalarak elde etmezler enerjiyi.

Onlar, direkt kaynaktan ve oradan aldıkları ilhamları hayata geçirmekten, onları paylaşıp katkı olmaktan alırlar. Enerjiyi doğrudan meditasyon, ibadet, ve sevgiden alırlar, depolarlar ve kendilerinden kendiliğinden taşar o enerji sonra. Ama bu yüzden onlar enerjiyi dışarıdan alanların da ilgi odağıdırlar çünkü ortada hazır taze enrji vardır ve enerjiyi dışarıdan alanların ona çok 'ihtiyacı' vardır. Bu yüzden enejiyi dışarıdan alanlar özellikle onların yanında olmak çok isterler çünkü onların ilgisi, sevgisi enerjilerini oldukça karşılarlar. Kimileri eğer alamazlarsa bu sefer daha değişik yollar denerler, mağdurluk, manipülasyon, kızdırmaya ve kötü hissettirmeye çalışma ve hatta sevgi gösterileri, iltifatlar da dahil her türlü dikkat çekme şeklinde onların enerjisini, ilgisini alıp beslenmek isterler. Bu gibi durumların farkında olan sanatşifacılar, mistik sanatçılar bu tür insanlardan uzak dururlar. Onlarında da kaynaktan enerji almasını ve bağımsızlaşmaları teşvik etmek için. Farkında olmayanlar bu gibi insanlardan çok etkilenirler ve kendi enerjilerini onlara akıtıp tüketirler. O zaman kendi hayatlarında yaratım, üretim ve birikim yapacak enerjiyi toparlayamazlar. Bazıları hatta bu enerjiyi dışarıdan alan insanlardan kaçarlar ve onlar tarafından soğuk, ilgisiz ve duyarız insanlar olarak tanımlanılar hatta bu yüzden suçlanırlar. Tek istedikleri kaynaktan aldıkları temiz enerji ile kendi alanlarında kalıp yapmaları gerekeni, sanatşifarını ve bilimlerini yapmaktır aslında, o insanlara bu yüzden sınır koymak durumundadırlar. Bu sınırı koymak kendilerine ve onlara bu yetenekleri veren yüce ruha saygı ve sevgidir. Bu kendi alanlarına saygıdır. Kendi alanlarına sahip çıkıp, kendilerinden emin olup, bu yeteneklerinin değerini bilip sanatşifalarını gerçekleştirmek hem kendilerine, hep çevrelerine hem de bütüne yapacakları gerçek katkılarıdır. Tek tek bireysel herkese enerji takviyesi yapmak, sanatsal yapacakları katkıya gerekli olan enerjiden feragat etmektir. Kendileriyle, sessizlikte kalmayı kendilerine hak görmeli, en baş hakları olarak bilmeli ve iç rahatlığı ile bunu ifade etmelidirler.


Sanatşifacılar, mistik sanatçıların taç çakraları bazı korku ve duygulardan dolayı yeterince çalışamadığında, daraldığında veya kirlendiğinde ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar yaşayabilirler. Kendilerinde olan ve etraflarından aldıkları ağır frekanslı enerjilerle nasıl başa edebiceklerinin yollarını bulmaları ve keşfetmeleri gerekir. Düşüncelerini, duygularını temiz tuttukları gibi auralarını da temiz ve güçlü tutmalıdırlar.


Sanatşifacılar, mistik sanatçıların 6. Çakrası da çok çalışanlar gelecekle ilgili vizyonlar görürler.

Kalp çakrası da çok çalışanlar gelecekle ilgili şeyleri önceden his ve sezgi olarak, hatta bedenlerinde hissedebirler. Bir gün veya birkaç saat sonra olacaklarla ilgili his olarak veya bedenlerinden stres, aksiyete, korku vs gibi belirtiler gösterebilirler. Görüşecekleri insanların enerjisini de önceden alırlar. Ama güçlerini iyi bilirlerse gördüklerini veya hissettiklerini dönüştürür, temizler, ona göre gidecekleri yerin frekansını veya kendini oraya göre (donanımlayarak) ayarlayabilirler. Bu güçlerini bilmeyenler gidecekleri yerin frekansı düşük ise fark etmeden kendi frekanslarını da düşürerek oraya giderler ama bu onlara iyi gelmez. Kendi frekanslarını düşürmek yerine ortamı ona göre yükseltirlerse veya o ortama uygun yüksek titreşimli ve korunaklı bir aurayla oraya giderlerse etkilenmezler ve gittikleri yere şifa olurlar.


Sanatşifacı, Sanatçı mistikler ve Empatlık


Sanatşifacılar, sanatçımistikler, mistik mucitler ve biliminsanları çok empatik olurlar. Herkesin duygularını hissederler. Eğer bu duyguların etkilerinden kurtulamazlarsa, kendi bedenleri ve hayatları da etkilenir. Ya da diğerlerini kurtarma çabalarına girerler. Kendi durumlarından daha iyi olan ama yine de sürekli sızlanan insanları gördüklerinde kendi durumlarını bile unutulurlar ve onlara enerji verirler. Bu da kendi enerjilerinin ve hayatlarını küçültüp diğerlerinin daha da beslenmesine sebep olur. Kendilerini ayırmayı ve ön plana koymayı hatırlamaları gerekir. Bazı sanatşifacıların empatlığı toplumsal sorunlara şifa olacak şekilde ürünler ortaya çıkarmalarını sağlar. Yine kurtarıcılığın etkisi ile toplumun sorunlarına çözüm olmak için kalbinde arzular oluşur ve bu onların bu konuda ilhamlar alması ve o ilhamları hayata geçirmesi ile sonuçlanır. Acıların dinmesine, çözümlerin bulunmasına, bir şeylerin şifalanmasına ve dönüşmesine hizmet etmek isterler. Hizmet etmek istedikçe ve buna odaklandıkça da ilhamlar gelir. Böylece insanlara, hayvanlara, hayata şifa olacak ilhamları alırlar ve hayata geçirirler. Ruhları şifaya vesile oldukları için çok mutluluk duyar.

Bazıları da bir şeylere şifa ve çözüm olsun arzusu ile değil, sadece saf olana, yüksek boyut enerjilerine doğrudan kanal olurlar ve sanatla onu bu dünya algısına taşırlar ve bu da otomatik olarak zaten şifa olur. Onlar tek odağı sevgiye (tek olana) verenlerdir, sorun çözüm yoktur onlar için sadece sevgi vardır. Ona odaklandıkça aşk varlıklarından otomatik olarak taşar. Onlar tüm empatlıklarını da o aşk olana sabitlemişlerdir ve onu algılayıp ifade ederler.


Sanatşifacılar, sanatçımistikler vs ve

alma Verme Dengesi (para işleri). 1


Evet ruhları farkınfalık ve şifaya vesile olduğu için çok mutlu olur ama ya günlük maddi hayat? Yüksek boyuttan ilham alan, içsel olarak huzurlu bu insanlar her gittikleri yere de bolluk bereket ve şifa enerjisi yayarlar. Bulundukları yerde bile insanlar ve diğer canlıları olumlu etkilerler çünkü çoğunlukla ilahi bağlantıyla gezmektedirler. Ama bu değerlerini bilmezler ise haklarını isteyemezler. Her bulundukları yere ve ortaya çıkardığı ürünlerle olumlu enerji, ilahi sevgi ve şifa enerjisi götürdüğünü bildiklerinde kendi değerlerini daha iyi anlarlar ve evrenden bunun karşılığını maddi olarak da alabilirler. Eğer her şeyi karşılığını almadan yaparlarsa kendi kendilerini tıkarlar. Verdikleri gibi almayı da bilmelidirler. İlahi sistemden almayı bildikleri gibi hayatta maddi karşılığını da istemeyi ve almayı bilmelidirler. "Ben her gittiğim yere, sanatımla, ürünümle şifa, bolluk, sevgi götürürüm ve bunun maddi karşılığını elbette ki istiyorum" diyebilmelidirler hem yaratana hem de insanlara. Evrene ve insanlara büyük katkı olurlar ve bundan dolayı katkı almalıdırlar da. Hiç karşılık alamadan ve her şeyi bedava dağıtırlarsa denge bozulur, bu da kendilerini ve hayatlarını etkiler. Ruhsal, içsel olarak süper hissedip, maddi koşullarda tam tersi olurlar. Hak ettiklerini bilmeli, istemeli ve almalıdırlar. Vermek ama karşılığını istememek veya almamak insan olduklarını unutmaktan veya aşırı birlik hissi içinde olmaktan geliyor çünkü yaptığı bir şeyin kendine ve bütüne yaptığı bir şey olduğunu bildikçe vermek ve daha da katkı olmak istiyor ama sistem dengeyle çalışıyor ve kendilerinin de bir bedeni ve hayatı olduğu hatırlayıp, bir olduğu kadar ayrı bir varlık olduğunu da ayırt etmesi gerekiyor. Aksi takdirde içsel ve ruhsal olarak bolluk içinde ama madde dünyasında oraya buraya savrulan, demirlenip topraklanamayan, kendine ait bir şeyleri olmayan, enerjisini oraya buraya dağıtan insalar oluyorlar. Enerjilerine, bedenlerine, alanlarına, yeneteneklerine, şifalarına, emeklerine sahip çıkıp kendi değerlerini bilmeli ve içsel bolluk, zenginlik gibi dışsal bolluk da yaratmalırlar. Bu denge olayıdır. Ruh ve madde dengesi. Verme ve alma dengesi. Birlik ve ayrılık dengesi. Tanrı ve insan algısı dengesi (tabi bu dünyada yaşıyorlarsa). O zaman hem kendilerine hem de hayata daha çok katkı olurlar.


Sanatşifacılar, sanatçımistikler vs ve

alma Verme Dengesi (para işleri). 2


İnsanlar, ayakkabıya, makyaj malzemelerine, giysilere, süs eşyalarına, sigaraya, içkiye dünya para yatırıyor ve sadece anlık mutlu oluyorlar sonra tekrar mutlu olmak için yeniden alışverişe ve alkole para yatırıyorlar. Sen ise mistik sanatçı, onların ruhlarına sonsuza dek dokunacak bir şey yapıyorsun ama para istemiyorsun, çok az istiyorsun, ayakkabı parası kadar bile değil. Değerini bil mistik sanatçı, sanatçı şifacı. Sen ötelerdekini beriye getirensin, para ile ölçülebilir mi bu? İnsanlar anlık mutluluğa paralar harcarken, sen sonsuz mutluluğa götüren enerjisel yollar döşeyensin, kapılar açan anahtarlar dağıtansın. Ama sunduklarının karşılığını isteyememek, almamak kendi değerini ve yeteneklerinin değerini tam bilmediğin anlamına gelir. Ruha dokunmak ne demektir, insanları özde olana yaklaştırmak ne demektir biliyor musun? Onları bir türlü tatmin olamadıkları, bağımlı oldukları ıstıraptan kurtarmak demektir. Bunun karşılığı ayakkabı, giysi parası kadar olabilir mi? Sen insandan istemedin, ama 'sen' olandan yine geldi her istediğin, bunu hep bildiğin için odağını, kalbini, aklını hep 'bir olana, öz olana' verdin. Evet, hiç paraya odaklanmadın, istediğin şey bilincinin daha da genişlemesi, farkındalık, yükseliş, idrak ve bilgelikti. Ve tabi ki de onlar geldi, onlarla birlikte sanat ve ürünler de geldi. Ama senin elde ettiklerin, odağını madde ve paraya verenlerde yok, onlarınki de sende. Paylaşım vaktidir, denge vaktidir artık.

Sen değerini bilmezsen ne sen ne onlar kurtulabilir çünkü sen de burada takılıp kalmışsın demektir. Sen burada takılınca onlar ne yapsın? Sen sahip çık varlığının, yeteneğinin, emeğinin değerine ve anlat, iste ve al karşılığını. Karşılığını istemek "ben mucizemin farkındayım" demektir. Sahip çıkmak ve görevini bilinçli yapmak demektir. Sen görevini bu bilinçle yapınca, yaptığın sanatın şifa olduğunu iyi bilince, arkasında durunca ve hak ettiğini alınca maddesel algıda olan, tatmini maddede arayan, dışsal tatmine bağımlı olan ve yükselemeyip içsel ıstırap çeken insanlara bir dokunuş yapmış ve tekamüllerine ivme kazandırmış olabilirsin. Sen farkında olmayınca onlar nasıl olsun? Sorumluluk ilk başta sende. Eğer şifan ve katkın dokunsun istiyorsan, olduğun varlığın ve sanat şifanın haklı karşılığını istemekle, almakla başla. Yoksa onlar ruha değil beden-zihine dokunan şeylere takılı kalmaya devam edecek ve senin sanatın zaten anlaşılmayacak. İçsel tatminini paylaş ve karşılığını almayı kabul et. Ruhunun bilgeliğini ve özden indirdiklerini paylaş ki onlar da farkına varsınlar, beden-zihin algısından öz, tin, ruhsal algıya geçebilsinler. Elle tutulan ayakkabıya sahip olmayı, elle tutulamayan öz, enerji, ışık, ses, sevgi ve tekamüle tercih edenler de olacak ama bu konuda insanları bilinçlendirmek de büyük hizmettir. Bu bilinçlendirmeyi hakkını alarak yap. Ruha dokunmanın karşılığı, tene dokunan makyaj malzemesinden değerisiz olmasın, kendi değerini bil sanatçışifacı, mistik sanatçı. Sen değerine uyanırsan dünya dengelenecek ve özden mutlu olacak.


Maddeyi tutmakla gelseydi mutluluk tüm dünya çok mutlu olurdu dimi, her yer alışveriş merkezi ve bir şeyler alan alana. Parayı maddeye verince boşa gitmiyor algısı var. Bir çok konser de ruhu değil, yine bedensel ve zihinsel zevkleri tatmin etmek üzerine. Mistik sanatçının farkı burada işte. Bizim bahsettiğimiz odur. Ruha dokunan, öze yaklaştıran ruhsal sanatçı. Çünkü diğerleri zaten bedensel-zihinsel haz vermenin parasal karşılığını yıllardır almakta çünkü talep orada. Ayrıca diğer alternatif (ruhsal dokunuş) pek sunulmadı ve seçenek olmadı. Bunda bu ruhsal sanatçıların kendi değerini fark etmemelerinin rolü büyük. Hadi sanatçı şifacılar, mistik sanatçılar devreye!


Şifacılar ve sanatçılar bu konuyu halletmeye başladı, haklarını istiyor ve alıyorlar. Şimdi sıra sanatçışifacı ve mistik sanatçılarda. Varlığı, sanatı ve ürünleri ilahi ışığı, sevgiyi ve şifayı ileten, taşıyan şifacısanatçı mistik sanatçı. Sen, evet mistiklere de benzemezsin, sana mistik demek bile zordur çünkü kendi yolun vardır, yeni yolu açarsın kendi dilinde. Herkes belli şeyleri bekler, sen bekleneni değil sana geleni ve yarattığını getirirsin, bu yüzden anlaşılmazsın. Ne mistik ne sanatçı kategorisine girersin. Bu yüzden kendini artık anlat. Yoksa sen algılarda "uzaylısın". Yaptığının şifa olduğu bilinmez ki şifacı densin sana, sen söylemeden. Sanatçı desen sanatçıdan bile uçuksun. Kollektifin algısında olmadığı için popüler sanatçı da olamazsın. Kolektif algıyabildiği şeyi 'ünlü' yapar çünkü. Bu yüzden iş sana düşüyor çık ortaya ve aç dünyanı. Anlat, göster. Al, sahip çık bu eşsizliğini ve hediyeni sunarken hediyeleri kabul et.

Sanatşifacılar, mistik sanatçıların çakraları dengesiz çalışırsa ne olur?


Taç çakraları yeterince çalışmazsa yüksek ilhamları, ilahi yönlendirmeleri ve mesajları alamaz, ilahi sisteme atık güven duyamaz ve bu yüzden korkular duyarlar. Bu durumda daha düşük titreşimli yaratımlar ve sanatlar yapmaya başlarlar. Enerji kolayca taç çakraya çıkabildiğinde, taç çakraları çok iyi çalıştığında yüksek frekanslı ilahi sezgisel hisleri, bilgileri, mesajları çok iyi alırlar. Çok iyi odaklanırlar.


Taç çakrası iyi çalışır ama 3.göz (alın) çakrası yeterince çalışmaz veya tıkalı ise "sezdiklerini", taç çakra ile aldıklarını, orada yaşadıklarını anlamladıramaz, onu düşünce olarak dünyaya indiremezler. Düşünce olarak indiremeyince fiziksel olarak da indiremezler doğal olarak. Taç çakra çok iyi çalışınca her herşeyi bütünsel olarak algılar ve eğer 6. çakra da iyi çalışırsa bütünsel olarak algıladıklarını parçalara da bölebilirler, anlamlandırabilirler ve daha kolay ifade edebilirler.



Taç çakrası çok iyi çalışır ama boğaz çakrası yeterince çalışmaz ise, ilhamla aldıklarını ve 6. çakra ile anlamlandırdıklarını sözle, sesle veya yazıyla ifade edemez, aktaramazlar.

Bazıları da ilhamla aldıklarını, dışlanma veya yargılanma kaygısı ile "genel toplumsal doğru" lara uymadığı için söyleyemez veya yazamazlar. İlahi ve kendi gerçeklerini ifade etmeye çekindikçe de söylemeleri ve yazmaları şifa olacak şeyleri iletememiş olurlar. Bu da boğaz çakrasını daha fazla olumsuz etkiler çünkü o ilhamlar ve gerçekler iletilmek ve hayata geçmek ister.


Taç çakrası çok iyi çalışır ama kalp çakrası yeterince çalışmaz ise yüksek ilhamları güvenle diğerleri ile paylaşamazlar veya kendine saklarlar. Bunu ya diğerlerine kırıldığı için ya da kendini korumak amaçlı yaparlar. Kalp çakrası da açık ve iyi çalıştığında ilhamalarını, yaratımlarını birlik bilinciyle sevgi ve güven halinde paylaşabilirler. (Tabi diğer tüm çakraların açık ve dengeli çalışması halinde).


Taç çakrası çok iyi çalışır ama güneş sinir ağı çakrası yeterince çalışmaz ise, ilhamla aldıklarını hayata geçirip, ortaya çıkarıp büyütemez. Kendi yaratımlarının, şifalısanatının arkasında duramaz. Başka şeylerden ve kişilerden kolayca etkilenip kendi sanatşifanı özgüvenle ortaya koyamaz. Başkalarını kurtarma yanılgısına düşerek kendi alanında özgüvenle duramaz ve kendi alanını küçültür. Sanatını ortaya çıkarmasına gerekli olan enerjiyi oraya buraya dağıtır ve kendi sanatını üretip ortaya çıkarıp büyütemez.


Taç çakrası çok iyi çalışıp ikinci çakrası çok iyi çalışmaz ise yüksek ilhamlar yani sezgiler ve duygular arsında sürekli gelgit yaşarlar. Duygularıyla başa çıkamazlar. O zaman da sanatını yapabilecek duygusal toparlamaya sahip olamazlar. Bir yandan ilahi sisteme güvenirken ve yüksek ilham, mesajlar ve hisler alırken, diğeri yandan birilerine karşı bağışlayamadığı öfke, içerleme, üzüntü duyarlar. Sürekli gelgit yaşarlar ve ilhamları ve ürünleri bir ilahi sezgisel, bir zihinsel-duygusal (yani egosal) olur. İkisi arasında iner ve çıkarlar sürekli. Bir göktedirler bir yerde. İkinci çakra temizlenir ve dengelenirse ilahi sezgiler ve duyguları şifa olacak şeklide sentezleyebilir ve daha çok ortaya mistik ve şifalı sanatlar çıkar.


Taç çakrası çok iyi çalışırken kök çakrası yeteriz ve dengesiz çalışıyor ise ruhsal olarak süper hissederken, veya fiziksel yaşamla ilgili korkular duyarlar. Diğerlerince sevilme, barınma, yiyecek, geçinecek para gibi fiziksel durumlar olmasa dünyanın en huzurlu insanlarıdır ama dünyada var olmak söz konusu olunca işler tam tersi olur, bu konuda çok huzursuz olurlar. Hayata güvenemezler ve bu yüzden güvence olacağını sandıkları işleri yaparak şanatşifa larından vaz geçerler. Bu durumda kendilerine ve dünyaya verecekleri sanatşifayı veremezler. Aldıkları ilhamlar hayal olarak uçuşur gider. Kendi değerlerini ve kendilerine verilmiş bu hediyenin değerini bilemezler ve aza razı gelerek, sadece hayatta kalma gayesinde takılı kalırlar. Oysa kök çakrayı temizleyip, dengeleyip güçlendirirlerse fiziksek olarak da güçlenirler, sahip oldukları ilham ve yüksek boyutlu mesaj alma yetileri ile sanatlarını ortaya çıkarabilirler ve bunun sonucunda da ondan sevinç ve gelir edebilirler. Böylece hem hem kendilerine hem de çevrelerine gerçek katkı ve şifa olabilirler.


Bütünsel Şifacı


Sanatşifacılar, mistiksanatçılar, mistik mucitler ve mistik biliminsanları çakraları ve sistemleri tam ve dengeli çalıştığında kaynağa ve birlik bilincine erişim sağlayabildikleri için kendileriyle ilgili yaptıkları bir şifa ile tüm ailesini, sülalesini hatta tüm dünyayı şifalandırır ve kendilerinde olan bir dönüşümle onlarda da dönüşümler meydana getirirler. Bilinci birlik algısına genişlemiş bu bireyler herkes ve herşeyle bağlantılarının farkındadırlar. Kaynağa erişimleri sayesinde orada değişimler yapabilirler ve bu değişim herkesi ve herşeyi etkiler. Bu şifayı ve dönüşümü yine sanatları ve buluşları ile ifade ederler ve bir de bu şekilde hayata katkı sağlamaya devam ederler. Sadece bir ortamda bulunmaları bile oraya pozitif katkı sağlar çünkü güçlü kaynak titreşimleri vardır beden ve auralarında. Ama kendilerinin farkında degillerse veya kendi değerini yeterince bilmiyorlarsa ailenin sorunlarına kapılabilirler, kişilerin istek ve sorunlarıyla oraya buraya sürüklenirler ve bir şeyleri dışta çözüp düzeltmeye kalkışabililer. Oysa bu kimseye pek çözüm getirmez. Onların şifası dışsal eylemlerle değil içsel olur. Aksi taktirde ilk başta kendilerine zarar veriler. Birilerinin sorunlarını çözmeye uğraştıkça kendilerini yorup tüketirler ve kimseye faydaları da olmaz. Birlik hissini yoğun hissettikleri için böyle yaparlar ama bu doğru yöntem değildir. Aslında bu durumları fark ettiklerinde tek yapacakları şey şifayı ve dönüşmü kaynaktan yapmaktır. Kendi üzerlerinde çalışarak birlik bilinci sayesinde diğerlerine de şifa ve katkı olmaktır. Meditasyon ve tefekkürle durumların görünen sebeplerinin ötesini görüp, gerekeni yine öteden, sevgi, yüksek düşünce ve hislerle yapmaktır. Yoksa ailenin şamanı olmalarına rağmen bu görevi yerine getirememiş olurlar. Onlar uyanık olmalılar ve insanların dışsal dramlara katılmamalıdırlar çünkü bu sadece durumları daha da kötüleştirir. Onların yapacağı şey, enerjilerini oraya buraya harcamamak,

kendilerinde ve merkezlerinde kalıp, olaya kaynaktan bakmak ve orada çözümleyip, şifamak ve dönüştürmektir çünkü dışta gördükleri her şey kendi bilincinde olan ve dıştan o şekilde görünen şeylerdir. Dışarıya bu şekilde yansıyan şeyler kimi zaman içte dönüştülecek bir şeyler, kimi zaman onu güçlendirmek veya kendi değerini göstermek için olan şeyler, kimi zaman bir şey için adım atmalarını sağlayan bir itici bir kuvvet, kimi zaman alınacak bir dersi göstermek için olabilir. İç dünyaya girip oradan tüm olanların ne demek istediğini bulabilirler ve değişme oradan başlarlar. İşte bu ailenin şamanın hem kendine hem de aile ve çevresine gerçek katkısıdır. Diğerleri hikayede kaybolmaktır. Yeri geldiğinde insanlara "hayır" demeyi bilmeli ve tüm tepki ve içerlemelere rağmen kendileri ve onlar için gerçek katkılarını bu şekilde yapmalıdırlar çünkü onlara ne kadar açıklama yapılsa da, bu durumu anlamayabilirler ve kendi hallerine çekmeye çalışabilirler. Burada, şamanın yapması gerekeni içsel olarak yapabilmesi için uyanık ve farkında olup, sağlam bir şekilde kendi merkezinde kalması önem taşır. Bu durumda kim ne derse desin veya yapsın o net bir şekilde kendinde kalmalıdır. O sağlam (kaynakta) durmazsa kimse durmaz çünkü. Herkesin iyiliği için kendiyle kaynakta buluşmanın bir yolunu bulmalıdır. Böylece yetenek ve gücünü katkı olacak şekilde kullanabilir.



Sanatşifacılar, mistiksanatçıların iletişim şekli


Onların ürünleri onların iletişimleridir. Yazdıkları kitap, yaptıkları müzik, ilhamlı konuşma, resim, heykel, yemek, her hangi bir sanat, icat ve bilim onların çevreleriyle iletişimi ve çevreye katkılarıdır. Onlar konuşmak yerine sanat ve bilimleriyle iletişim kurarlar. Onlardan bireysel günlük sonbet pek beklenmemelidir. Onlar içlerinden geldiğinde bir konuşma yaptığında o şifalı olur ama onları konuşmaya zorlamamak gerekir çünkü içlerinden gelmedikçe yapılan konuşma boşuna enerji tüketimidir onlar için ve günlük konuşmaların kimseye bir faydası yoktur. Onlar içte ve sessizlikte enerjiyi çoğaltıp onu sanatla, kitapla, müzikle, dansla, ilhamlı konuşmalar yaparak iletişim kurarlar. Günlük konuşmalar, onlar için değildir. Sessizliği tercih ederler, bu günlük laflamalar onlara göre değildir çünkü onların beyin dalgaları sıradan insanlar gibi sürekli betada değildir. Günlük konuşma hatta günlük düşünme beta beyin dalgasında olur. Sessizlik, dinginlik yani meditatif ve yaratım hali ise alfa ve teta beyin dalgalarında olabilir. Bu yüzden onlar andadırlar ve herhangi zihinsel aktiveler ve konuşmaları onları andan zihne çeker. Onlar zihinde olmak istemezler çünkü zihin öyle huzurlu bir alan değildir ve yaratıcı değil tüketicidir. Onlar yaratıcı, üretici olabilecekleri şimdiki anda sessizlikte sadece var olmayı seçerler. Günlük zihinsel aktivete ve günlük konuşmalarla bu "şimdiki an" denen cennetten uzaklaşmak istemezler. Onlar kendini konuşmaya zorlamamalı, tam tersine, insanları bu şimdinin dingin yaratıcı sessizlik cennetine çekmelidirler günlük konuşma yapmayarak. Zaten onlar konuştuklarına tüketici duygular ile birilerini veya bir şeyleri çekiştirmezler, onlar konuştuklarında ilhamsal ve motive edici konuşurlar. Bu yüzden az ve öz konuşurlar ki bu konuşma elmas gibi kıymetlidir çünkü anda ilhamla gelir, besler ve şifalıdır. Onları konuşmaya zorlamak yerine, eğer ağızlarından sözcükler çıkarsa dikkatle dinlemek faydalı olur çünkü onların iletişimleri bu şekildedir. Sıradan sohbet beklenmemelidir ve onların sessizliğine saygı gösterilmelidir. Onlar da kendilerini sıradan sohbetlere zorlamamalı, sessizliklerini onurlandırmalı ve bunun değerini bilmelidirler. Şimdiki an cennetinin dinginliğinde kalmaya güven ve huzurla devam etmelidirler. Onlar zaten herkse faydalı olacak sohbeti kitaplarında, müziklerinde, konuşma videolarına sanatlarında yapıyorlar. Onların sohbetini isteyenler o ürünleri okuyup, dinleyip, izleyip onlarla iletişimde bulunabilirler çünkü onların iletişim araçları bunlardır.


Kimler sanatşifacı, mistiksanatçı, mistik mucit, mistik biliminsanı?


En önemli yere geldik. Herkes olabilir!

Evet kimileri doğuştan bu bilinç düzeyi ve yetenekle geliyor, kimilerinin çevresi onu destekleyecek nitelikte oluyor ama insan kaynağını, özünü, asıl varlığını arayınca bu yolculuk onu oraya zaten getiriyor. Sorgulayan, sınırların dışına çıkan, öz olanın, bilmenin algılamanın peşine düşenler kendilerini orada bulurlar eninde sonunda çünkü tüm odakları oradadır. İçte ve kalpte kendini ve özünü bilme istediği varsa her yol kişiyi oraya götürür. Oraya ulaştığında da ilhamlar ve yaratımlar onu bulur zaten. Kişinin kendi üzerinde bilinçli olarak çalışması, enerjisini, dengelemesi, nefes egzersizleri, meditasyon, meditatif dans, sanat kişinin kaynağa net bir bağlantı ve erişim sağlamasını engelleyen blokajları kaldırmaya başlar. Enerjisel, zihinsel ve duygusal blokajlar kalktığında ve kişinin tüm enerji sistemi arınıp denglendiğinde kişi doğrudan ve kolay bir şekilde kaynağa erişim sağlar. Şimdiki anda bulunmak en temel özelliğidir bu insanların. O şimdinin boşluğuna erişenler zihinin ötesindeki bilgileri alır ve yaratım da yaparlar. Bundan dolayı nefes ve meditasyon (meditatif hal ile yapılan sanat, dans) çok önemlidir çünkü kişiyi adım adım arındırır, dengeler, beyin dalgalarını değiştirir ve kaynakla bağlantısını güçlendirir. Bu hale gelen insan zaten o dingin huzurlu an boşluğunda kalmanın tatlılığını yaşar ve daha çok o halde kalmak ister. O halde kaldıkça da eninde sonunda sanatşifacı, mistiksanatçı, mistik mucit ve mistik bilimci olur ve o hallerin meyvelerini hayata katkı olarak sunar. Zihnin ve ağır duyguların değil sevginin, sonsuzluğun, ilahi olanın, özün ilhamlarını alır ve sanatı bu ilhamların meyveleri olur. Bu meyveler yüksek ilahi enerji barındırır, özlüdür ve bu kalpte hissedilir. Bu meyveler hayatı canlandırır, besler, onurlandırır. Kaynağı, sevgiyi onurlandırır ve var oluşun sonsuz devamlılığını sağlar.

Yani kim ve ne olmadığını fark eden insan arınmaya başlar o olmadıklarından ve gerçekte olduğuna erişir, o erişimle ortaya sanatçışifacı, sanatçımistik çıkar, kendiliğinden.

Zanlardan, zihinden, kendinden çıkıldığı, duyguların aşıldığı, aklın ve kalbin öze adandığı, kristalleşip ışığın farklı şekilde yansıtıldığı anlardır sanatçı şifaçınin, mistik sanatçının bolca bulunduğu alan ve sonuçta getirdikleri de oradandır.

Bunlar, bir bakış, bir dokunuş, bir melodi, bir kaç söz, bir yazı, bir şarkı, bir kitap, bir resim, bir yemek, bir kurabiye, bir gülüş, bir kalp atışı, bir yürüyüş, bir duruş, bir fotoğraf, bir nefes, bir derin huzurlu bir iç çekiş olabilir. Onu öyle yapan hangi hal ve algıyla yaptığıdır, zihnin ötesinden, andan yani sonsuzluktan sızan bir akıştır o. O yüzden onun ne olduğu değil nasıl olduğudur olay. Yoksa bilgisayarlar da müthiş resim çizip, şarkı yapıyor. Sözleri dizen şarkı yapıyor. Unla şekeri karıştıran kurabiye yapıyor. Herkes yazı yazıyor. Herkes bir şeyler anlatıyor. Herkes birbirine bakıyor. Ama her bakış aynı olabilir mi? Bakış hali yansıtır. Bakış vardır öteyi beriye taşır, cenneti kalbe taşır, şifalandırır, bilinçten yansıyan sanattır. Ötelerden gelen bir hal içinde, anda ve aşkla yapılanlar mistik sanattır ve o şifalıdır. Sadece kalbine odaklan, nefesini derinleştir, dinginlik ve onunla gelen tatlı bir neşe sarsın tüm varlığını, oradan zaten akar senin aracılığında ifade bulmak istenen.



Yaşamın senin sanatındır.


Mobilyalarını nasıl, ne renkte döşeğin değil, ne tarz giyinip saçını nasıl yaptığın, ne yediğin ne içtigin, nerelere gittiğin değildir bu yaşam sanatı sadece.

İlk önce bilinç halinle başlar ve neyi düşünmeyi, neyi konuşmayı, neyi yaratmayı seçtiğinle yaşam sanat olarak yaratılır. Mobilya renklerini seçmek hazır çizilmiş desenleri boymak gibiyken, düşüncelerini, hislerini, sözlerini ve deneyimlerini seçmek desenleri de kendine has çizmek ve boyamak gibidir. Biri boyama yapmak, diğeri sanattır. İçten dışa yaratılır bu sanat da. Ama önce o sanatı yapabilecek sanatçı hale gelmek gerekir ve bu bir süreçtir. Adım adım madde algısından belli pratiklerle madde ötesi algısına geçme süreci. Seçim yapma süreci. Ne yediğin, ne konuştuğun, ne düşündüğünü seçmek hepsi ilk adımlardır. Nefesle devam eder bu süreç çünkü nefes madde ve madde ötesi algısı arasındaki geçiştir. Nefesini seçersin. Sonra süreç ilerler odaklanmaya gelir sıra. Odaklandığın şeyi seçersin. Sonra odaklandığın şey olmaya başladığını fark edersin. Sonra tek malzemenin sen olduğunu fark edersin. Kendinden kendini tasarlarsın. Sonra içinde erirsin onun ve yaşamın sanatçısı mı sanatı mı olduğunu ayıramazsın, sadece var olursun bir ve bütün. Hepimiz sanatçıyız ama kimimiz bilinçli kimimiz değil.


Dünya malzemesinden sanat var.

Aşk malzemesinden sanat var.

Aşk malzemesi sanatı dünya malzemesi sanattan ayıran nedir?


Algıdır. Yoksa hepsi aynıdır.


Gördüklerimiz, duyduklarımız, dokunduklarınız gerçek mi?

Gerçek olarak algınırsa eğer, o dünya malzemesi olur. Bu gerçeklik algısı ile yapılan yani görülen, duyulan, dokunulan malzeme ile yapılan sanat dünya malzemesi temeli üzerinde, ona yapılan dışsal değişiklikle olur. Sen, dünya, malzeme ayrı ayrı.


Aşk malzemesiyle yapılan sanat, bu ister müzik, ister resim, ister kurabiye, ister dans, ister temizlik, ister çamaşır asmak olsun, madde ötesi algısı ile yapılandır. Yani bir tek O (Allah) vardır, madde yoktur. Her şey O dur. Tek bir an, tek bir bilinç, öz ve onun ışığı ile yapılandır. İşte bu sanatta tek malzeme, her şey aşktır. Aşkın sesi yankılanır, aşkın elleridir o kurabiyeyi yapan, aşktır o kurabiye, aşktır o şarkı.


O zaman bu algıda olmayan ama aşkı en güzel sözlerle ve seslerle dillendirebilen bir bilgisayar yazılımının yaptığı şarkı ile o algıyla yapanınki aynı olabilir mi?


Bir üstadın, gurunun (alışılan algıdan çıkın, bu hiç sanmadığınız bir kişi de olabilir) anlatımıyla, o üstadın algısına gelmemiş birinin üstadın dediklerini okuması aynı mı olur?


Farkı yaratan nedir?


Kulakla duyulmayan bir şeyler söz konusu olabilir mi burada, sonuçta ikiside aynı şeyi söylüyor.


Evet.


Kulakla duyulan ses var kulaksız duyulan ses var. Kulakla duyulan söz var, kulaksız duyulan söz var. Kulakla duyulan artık dünya malzemesidir. Kulakla değil kalple duyulan aşk malzemedir. O da aşıkla iletilir. Fark işte budur. O ses işte duyanı aşka yükseltendir.


......


Bir şeyi "iş" olarak yapmak vardır.

Bir de "aşk" olarak yapmak.


İş olarak yapıldığında, tam olarak o şeyi yapazsın çünkü tam olarak orada olamazsın. Perdeler kapalıdır. Sen, perde ve iş vardır. Yarı yarıya varsın orada, yarın perdenin arkasında.

İş olarak yaparken arada düşünceler, acelecelik, stres, korku, endişe yani ağırlık vardır. Kafada bir türlü düşünce, akıl geçmişte, gelecekte. Her yer dolu, kapalı, tıkalı. Böyle olunca beden de zaman da ağırlaşır, her şey daha zorlaşır. Ne kadar hızlı yaparsan yap yine de hızlı olmaz çünkü hız bununla alakalı değil. Üstelik bir de yorulursun, beslenmek yerine tükenirsin çünkü perdenin ardından enerji alamıyorsun. Kendi kendinin bataryasından yiyorsun. Var olan yaşam enerjiden harcıyorsun. Yeter ki o iş olsun, yapılsın diye. Niye? Senden önemli işler var sanıyorsun.


Aşk olarak yapıldığında, perdeler açıktır. Davetsiz misafirler yani düşünceler, acelecelik, stres, endişe yoktur. Onlar çalar enerjiyi kişiden. Onlar olmayınca enerji bollaşır, nefes derinleşir. İnsan tükenmek yerine beslenir. Bu algıda iş değil sensindir artık önemli olan. Perdeler açılınca zaman sonsuza ulaşır, tek bir ana varır. Tek bir anda ne yapıyorsan sadece onu yapıyorsundur. Odağın sadece o anda ve yaptığın şeydedir. Daha da odaklanırsan yaptığın şeyle birleştiğini fark edersin. Bu halin gelişmesi mucizelere açılan kapının giderek aralanmasıdır. O yüzden anlamazsın zaman nasıl geçmiş bir anda. Onu anlamadığın gibi asla anlayamayacağın neler neler olmaya başlar çünkü zamanın dışına çıkmışsındır ve o alanda her şey mümkündür.


Bu yüzden, ne yapıyorsan o anda ol.

Perdeleri aç ve parlak yalın şimdinin ışığı seni sarsın ve senle bütünleşsin.

Bunu geliştirmek için odağını verdiğin bir şey bul, istersen bu şey o anki "iş'in de olabilir. Gitar çal, resim yap, salata yap, otur nefes al, müzik dinle, dans et ama davetsiz misafirlere odaklanma. Yaptığın şeyle birlikte ol. Bu pratik giderek temizleyecek gölgeleri, temizlendikçe ve bunda ustalaştıkça daha çok parlak yalın şimdide olacaksın. O yer her şeyin mümkün olduğu yerde.


Sanat bundan dolayı tatlı bir yoldur çünkü zaten içinden yapmak gelir, kaldıkça kalırsın o alanda, yaptığın şeyle bütünleşmen daha kolaydır (gelişme sürecinde zorlansan da, tatlı bir zorlanmadır bu da).

Ama yukarıda denildiği gibi "iş" olarak gördüklerinle de yapabilirsin bunu. Bu bilinç ve algıyla yapınca aşka dönüşür onlar da




2 görüntüleme0 yorum